...:: TÜRK DİLİ ::... Türk Dili ve Kompozisyon Sunuları, Dil Bilgisi, Kompozisyon, Videolar, Kaynaklar, E- Kütüphane, Yararlı Bağlantılar...:: Dr.Ahmet Kayasandık'ın Kişisel Sitesi::........................................................... - UNREGISTERED VERSION

İçeriğe git

Ana Menü

Diğer Yazıları

A. KAYASANDIK

İLK DERS: ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER


Sevgili Öğrenciler,
Hepinize iyiliklerle, güzelliklerle, başarılarla dolu bir eğitim öğretim yılı diliyorum.
Ders konularına geçmeden hemen her öğretim yılının ilk dersinde öğrencilerime bazı tavsiyelerde bulunurum. Bunları bir kez daha tekrarda yarar görüyorum:
“Gençler bilebilse ihtiyarlar yapabilse” buna gerek olmayacaktı. İşte ancak belli bir yaşa gelince zaten hak vereceğiniz şimdi sıralayacağım önerileri bu genç yaşta idrak edip gereğini yaptığınızda bu kısır döngü bitecektir. Kendi geleceğinizi yetenekleriniz doğrultusunda şekillendirmeniz, başarılarınız/başarısızlıklarınız buna bağlı olacaktır. Burada en büyük zorluk, bunları bu yaştayken kavramaktır.  
“Yarın bambaşka bir insan olacağım, diyorsanız niye bugünden başlamıyorsunuz?” Zira geçen zamanı geri getirmeniz, yeniden yaşamanız mümkün değil. Dolayısıyla geçen her saniye çok değerlidir. Mutluluk, başarı, huzur… zamanı doğru ve iyi değerlendirmeye bağlıdır.

Adamın biri deniz kıyısında dalgın dalgın denizi seyrederken oradan geçen biri sorar:
- Ne yapıyorsun burada?
- Hiç. Dalgaları sayıyorum.
- Peki. Kaç oldu?
- Geçen geçti. Şu gelen bir?

A şehrinde değil de B şehrinde yaşasaydınız, ailenizin maddi imkânları, eğitim düzeyi daha iyi olsaydı C okulunda değil de D okulunda okusaydınız, matematik dersinize Mehmet Bey değil de Ayşe Hanım gelseydi, X dershanesine değil de Y dershanesine gitseydiniz, sınavda 5 soru yerine 6 soru yapsaydınız vs. vs. şimdi burada bu bölümde bu sınıfta olmayacaktınız. (Zaten istediğiniz bir üniversitede istediğiniz bir bölümdeyseniz sorun yok.)
Şimdi, geçen geçtiğine, bu bölümde olduğunuza göre bugünden sonra ne yapabilirsiniz? Cevaplamanız gereken asıl soru bu. (Cevabınız asla “ne iş olsa yaparım abi” olmamalıdır. Böyle cevap veren “vasıfsız kalabalık”tan bir farkınız olmalıdır.)
Kendinizi asla küçük görmeyin, umutsuz olmayın, yeteneklerinizi keşfedin, denemekten yılmayın, azimli olun. Sizin idealinizdeki üniversitenin makine mühendisliği bölümünü kazananlar, günde iki saat çalışarak bunu gerçekleştirmişlerse siz günde üç saat çalışın, gerekirse beş saat çalışın. Bundan sonraki meslek hayatınızı düşünün: Başkalarına muhtaç olmamak için, ekmek parası için sevmediğiniz bir işte çalışmak zorunda kalırsanız sabahları işe gitmek istemeyeceksiniz, yapmak zorunda olduğunuz iş sizi bunaltacak, yoracak; başkalarını üzdüğünüz gibi kendinizi de yıpratacak, huzursuzluğunuzu evinize yansıtacak, vaktinden önce çökecek, kısaca mutsuz olacaksınız.
Yeteneklerinize uygun, çalışmaktan zevk alacağınız bir işiniz olduğunda her sabah yeni bir şevkle, yeni bir heyecanla koşarak işe gidecek, orada başkalarına yardımcı olmak, bir şeyler başarmak sizi mutlu edecek; daha iş yerinden ayrılmadan dinlendiğinizi fark edeceksiniz. Bu huzur, bu mutluluk ailenizi ve çevrenizi de olumlu etkileyecektir.
“Nasıl bir iş hayatı istersiniz”, sorusunu sormaya gerek yok sanırım. Öyleyse bu uğurda harcanacak birkaç yıl beyhude olmayacaktır.
Bahaneler bulmak isterseniz, bu konuda hiç zorlanmayacaksınız. Bir nefeste onlarca mazeret sayabilirsiniz ama bu, gerçekleri değiştirmeyecektir. Zira “gözünü kapayan yalnız kendine gündüzü gece yapar.”
Bu girişten sonra şimdi tavsiyelerimi sıralamaya başlayabilirim:
İlk derse öğrencilerime buraya niçin geldiklerini, şu anda niçin bu sınıfta olduklarını sorarım. Onlar biraz şaşırırlar sonra bilinen ve beklenen cevabı verirler: Okumak için.
Ben de hemen ilk tavsiyemi söylerim:
İyi öyleyse okuyun ama “az okuyun öz okuyun her kitaptan bir yüz okuyun” derim ve hemen arkasından ilave ederim:
Bu konuda kendinize, çevrenize ve özellikle ailenize yalan söylemeyin, kimseyi aldatmayın. Boş vakitlerinizde kitap okumayın. Çünkü kitaplar boş vakitlerde okunmak için yazılmadığı gibi böyle zamanlarda okunacak kadar değersiz değildir. Okumak için mutlaka zaman ayırın.
(Daha sonra OKUMALARI İÇİN birkaç kaynak söylerim. Bu kez onlar sorarlar: Bunları alacak mıyız, sınavda soracak mısınız?) (Öğrencilerin “ne (iş) yapıyorsun” sorusuna cevapları hazırdır: Okuyorum. Bu cevabın ardından “Ne okuyorsun? Bugüne kadar kaç kitap okudun? Alanınla ilgili kaç kitap adı sayabilirsin? Bunlardan kaçını okudun?” gibi sorular gelmeye başlayınca cevap vermeleri zorlaşacaktır.)
Bu bölümün mezunlarından kamuya/özel sektöre diyelim ki beş kişi alınacaksa bu beş kişiden biri siz olmalısınız. Bunun için de diğer üniversitelerin bu bölümlerinde okuyanları hatta sınıf arkadaşlarınızı geçmelisiniz. Diğerlerinin tembelliği sizin işinizi kolaylaştıracaktır.
Hiçbir ders için asla sınıfta anlatılanlarla yetinmeyin. “Konuyu iyi anladım, sınavlarda da iyi not aldım, bu mesele bitmiştir” demeyin. Hedefiniz sadece geçer not almak olmamalı. Alabileceğiniz en yüksek notu almaya gayret edin. İleride bunun ne kadar işinize yaradığını tecrübe ettiğinizde “iyi ki böyle yapmışım” diyeceksiniz.
Öğrenmeniz gerekenleri zamana yayın. “Önce okulu bitireyim de sonra bakarız” demeyin. Özel sektör anlayışıyla düşünün. Onların “bu kadar aday varken bu işe niçin seni almalıyız” sorularına verecek cevaplarınız olmalıdır: Diğer arkadaşlar da İngilizce biliyor ama ben Rusça/Çince/İspanyolca/Fransızca da biliyorum. Şu seminerlere katıldım, sertifikalarım burada. Şu projelere katkım oldu. Şu yazılımları kullanabiliyorum… gibi.
Mümkünse birden fazla yabancı dil öğrenmeye ve seviyenizi belgelendirmeye gayret edin. Kişisel gelişiminize katkısı olabilecek konferans, seminer gibi bilimsel ve kültürel etkinlikleri takip edin. Tanınmış insanların başarı öykülerini okuyun.
Dersi derste öğrenmeye gayret edin. Anlayamadığınız yerleri tekrar tekrar sormaktan çekinmeyin. Siz soru sormazsanız öğretim elemanı o konuyu planladığı şekilde anlatır, gider. Sorularınızla onların bilgisinden, tecrübesinden yararlanın. Hocanız yetersiz olsa bile günümüzün imkânlarıyla “her şeyi öğrenebilirsin”iz.
O gün derslerde anlatılanları o akşam tekrar etme imkânınız olmazsa en azından hafta sonunda bunları tekrar edin. Böyle yaparsanız sınav zamanlarında ve sınavlarda zorlanmazsınız.
Önemli ve geçerli bir mazeretiniz olmadıkça mutlaka sınıfa girin, derse katılın. Bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi tecrübe etmek için şöyle yapabilirsiniz: Herhangi bir derse bizzat katılın. Birkaç gün sonra, sanki bu derse girmemiş gibi hocanın o derste ne anlattığını arkadaşlarınıza sorun. Onların cevaplarıyla öğrendiklerinizi karşılaştırdığınızda, o derse girmediğinizde neleri kaçırdıklarınızı anlayacaksınız.
Eskiler “sayılı gün, çabuk geçer” derler. Bu şehirde, bu okulda dört/beş yıl geçer mi? Bizim öğrencilik bitmez, dersiniz ama bir de bakarsınız ki son döneme gelmişsiniz. Önemli olan, bu zamanı iyi değerlendirmektir. Siz buraya okumaya gelmiştiniz. Zamanınızın çoğunu bilgisayar oyunlarıyla mı, oyun salonlarında çeşitli oyunlar oynayarak mı, “âlemlere akarak, sinema yaparak(!)” mı… yoksa yararlı bilgiler edinerek mi harcadınız? Bu soruyu samimiyetle cevaplayabilmelisiniz. Aileleriniz birtakım imkânlarla veya imkânsızlıklarla sizi okumaya gönderdiler. Onların beklentilerini boşa çıkaracak kadar nankör olamazsınız.
Sizi ilgilendiren sınav tarihleri, başvurular, usuller gibi resmî işleri kaynağından öğrenmeyi alışkanlık hâline getiriniz. Mesela bazı ağabeyler veya ablalar “derse kimse gitmezse ders yapılmaz, yoklama alınmaz, böylece herkes var sayılır” derler ama hiçbir yönetmelikte böyle bir madde yer almaz. Sınav tarihlerini arkadaşınızdan yanlış almanız size mazeret sınavına girme hakkı vermez.
Sizin sizden başka dostunuzun, sizden başka düşmanınızın olduğunu unutmayınız. Arkadaş seçerken çok dikkatli olmalısınız. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diyenin tecrübesini yabana atmamak gerekir.
İradenize hâkim olun. Kolaya kaçmayın. Zaaflarınızı bilin, bunlardan gelebilecek tehlikelere karşı kendinizi koruyabileceğiniz yöntemler geliştirin, gerekirse bu konuda uzmanlardan yardım alın. Herkesin sigara içtiği bir ortamda uzatılan sigarayı reddetmek zordur. Çoğunluğun gürültü yaptığı bir sınıfta diğerlerine katılmamak bir erdemdir.
Ön lisans programlarında okuyanlar, (bazı bölümler için) DGS’de (Dikey geçiş sınavı) başarılı olmak kaydıyla lisans programlarına geçiş yapabileceklerini bilmelidirler.
Üniversitelerde nitelikli öğretim elemanına her zaman ihtiyaç olduğu için akademisyenliği de seçenekler arasında değerlendirebilirsiniz.
Yukarıda söylediğim gibi bunları, belki de daha fazlasını vakti gelince siz de tecrübe edeceksiniz. Ancak bunları bu yaşta idrak etmeniz sizi başkalarından ayıracak, kazanan siz olacak, başkalarına ve özellikle de ülkemize çok kazandıracaksınız.
Bu yazı, bir öğrenciyi olsun düşünmeye ve gereğini yapmaya sevk ederse amacına ulaşmış olacaktır.
Çalışkan, okuyan, başaran, edepli bireyler olmanız dileğiyle…

İçeriğe Geri Dön | Ana Menüye Geri Dön