...:: TÜRK DİLİ ::... Türk Dili ve Kompozisyon Sunuları, Dil Bilgisi, Kompozisyon, Videolar, Kaynaklar, E- Kütüphane, Yararlı Bağlantılar...:: Dr.Ahmet Kayasandık'ın Kişisel Sitesi::........................................................... - UNREGISTERED VERSION

İçeriğe git

Ana Menü

Anlam Bilgisi

DİL BİLGİSİ

ANLAM BİLGİSİ

A. KELİMENİN ANLAM ÇERÇEVESİ
  1. Temel Anlam

  2. Yan Anlamlar
  3. Aktarma
  4. Çok Anlamlılık
  5. Eş Anlamlılık
  6. Eş Adlılık
  7. Zıt Anlamlılık
  8. Alt Anlamlılık
  9. Soyut ve Somut Anlamlılık
 10. Yerlileştirme
 11. Bağlam
 12. Duygu Değeri
 13. Anlam Alanı
B. ANLAM DEĞİŞMELERİ
  1. Anlam Daralması
  2. Anlam Genişlemesi
  3. Başka Anlama Geçiş


ANLAM BİLGİSİ

Anlam bilgisi (semantik), dil ile düşünce arasındaki ilişkileri; kelimeleri/cümleleri anlam yönüyle inceleyen dil bilgisi dalıdır. Kelimenin cümlede kazandığı anlamlar, dildeki anlam olayları, anlam bilgisinin inceleme alanı içindedir.
Bir kelimenin cümle içinde diğer unsurlara bağlı olarak zihinde oluşturduğu kavramlardan herbirine anlam denir. Kavram ise hareketlerin, somut veya soyut nesnelerin zihinde oluşturduğu tasarımların / çağrışımların bütünü, bunların o dildeki ifadesidir. Aynı dili konuşanlar için o dildeki kelimelerin yaklaşık olarak aynı kavramları çağrıştırması bu sebeptendir.
Bir kelime, onu duyan veya okuyan kişinin eğitim durumuna, kültür düzeyine, yaşadığı çevreye, cinsiyetine… göre tek bir kavramı yansıtmasının dışında o kişinin zihninde başka imgelerin canlanmasına da sebep olur: Okul dendiğinde öğretmen, öğrenci, sınıf, ders, sınav… gibi kavramların da hatıra gelmesi gibi. Bütün bunlar birer tasarım / çağrışımdır.
Dil canlı olduğu için kelimeler, kelime grupları, cümleler zamanla yerine, vurguya hatta söyleyiş tonuna göre bazen asıl anlamı da gölgede bırakacak bir kullanış anlamı kazanır. Anlam bakımından aralarında ilgi veya yakınlık bulunan sözler kelimenin anlam çerçevesini oluşturur.
A. KELİMENİN ANLAM ÇERÇEVESİ
1. Temel Anlam
Kelimenin sözlüklerde ilk sırada yer alan, en yaygın anlamı temel anlamdır. Buna gerçek anlam veya konuluş anlamı da denir. Dil, göz, ayak denildiğinde akla ilk önce organ adlarının gelmesi bunu örnekler.
2. Yan Anlamlar
Kelimenin temel anlamıyla bir yönden bağlantılı olarak kazandığı başka anlamlardır. Buna kullanım anlamı da denir. Kelimenin kullanıldığı yere göre kazandığı mecaz, deyim ve terim anlamı yan anlamlar başlığı altında değerlendirilebilir.
ayak: 1.Bacak. 2. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak (masanın ayağı). 3. Vücudun belden aşağı bölümü. 4. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. 5. Basamak. 6. Fut (terim). 7. Aşağı düzeyde, bayağı (ayak takımı). 8. 30,5 cm uzunluğundaki ölçü birimi (terim). 9. Uyak (terim)…
a) Mecazlar
Mecazlar, benzetme amacı veya başka bir ilgiyle bir kelimenin yerine kullanılan, gerçek anlamın dışındaki sözlerdir. Mecazlar çerçevesinde değerlendirilen benzetme (teşbih), eğretileme (istiare) ve ad aktarması (mecazımürsel) gibi söz sanatlarıyla anlatıma ayrı bir incelik, derinlik ve güzellik katmak mümkündür.
Benzetme:
Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki unsurdan zayıf olanı kuvvetliye benzetmektir. Tam bir benzetmede dört unsur bulunur: Türkülerimiz gibi candan, ana sütü gibi temiz. ifadesinde zayıf unsur türkülerimiz (benzeyen), kuvvetli unsur ana sütü (kendisine benzetilen), candan ve temiz (benzetme yönü), gibi (benzetme edatı).
Benzetmenin iki temel ögesiyle (benzeyen, kendisine benzetilen) yapılan benzetmeye teşbihibeliğ denir: Elma yanak, kömür göz.
Eğretileme (Deyim Aktarması):
Benzetmenin temel unsurlarından (benzeyen, kendisine benzetilen) sadece birinin söylenmesi eğretilemeyi oluşturur. Başka bir deyişle bir varlığı veya kavramı asıl adıyla değil de benzediği başka bir varlığın adıyla ifade etmektir. Kendisine benzetilenle yapılan eğretileme açık eğretileme, benzeyenle yapılan ise kapalı eğretileme adını alır:
Haydi aslanlarım göreyim sizi! (askerler - benzeyen) Açık eğretileme
“Yedi yüz yıl süren hikâyemizi / Dinlemiş ihtiyar çınarlardan
(insan
kendisine benzetilen) Kapalı eğretileme
Deyim aktarması aşağıdaki yollarla yapılır:
- İnsana ait özelliklerin, organ adlarının doğaya aktarılması
Masanın ayağını kırmışlar.
Kör bıçakla oynarsan olacağı bu işte.
- Doğayla ilgili kavramların insana aktarılması
Ömrümde böyle pişkinlik görmedim.
Sen onun ne tilki olduğunu bilmezsin.
- Duyularla ilgili kavramlar arasında aktarma
Keskin bakışların beni hasta ediyor.
“Bir tatlı sıcak kış vakti”
(Behçet Necatigil)
- Somutlaştırma
Okuldan atıldığını duyunca yıkıldılar. (Çok üzüldüler.)
Senin kadar taş kalpli değildi. (acımasız)
Ad Aktarması:
Bir sözün benzetme amacı dışında başka bir sözün yerine kullanılmasına ad aktarması (mecazımürsel) denir. Parçayı söyleyip bütünü kastetmek, sebebi söyleyip sonucu kastetmek gibi çeşitli ilgilerle ad aktarması yapılır:
Bu fikre bütün sınıf itiraz etti. (sınıfın içindekiler)
Ne yazık ki hâlâ Âkif
i okumayanlar var. (Âkifin eserlerini)
İki tabağı bir nefeste bitirdi. (tabaklardaki yemeği)
Üç gündür bereket yağıyor. (yağmur)
b) Terim Anlamı
Terimler çeşitli bilim, sanat ve meslek dallarına ait özel kavramları karşılamak üzere kullanılan kelimelerdir. Terimler, mecaz anlamda olmaz ve kullanıldığı her cümlede aynı anlamı taşır:
sıfat, zarf, zamir, edat, kip, ses, harf (dil bilgisi)
erat, manga, tabur, alay, piyade, siper (askerlik)
üçgen, dikdörtgen, türev, integral, açı, karekök (matematik)
Dilde yaygın olarak kullanılan kelimelerden, terim anlamı kazananlar da vardır: durak (müzik), isim, kök, gövde (dil bilgisi), yağmur, bulut (meteoroloji)
Bir terim, benzerlik ilgisiyle farklı alanlar için de kullanılabilir:
ayak: bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü (anatomi)
ayak: halk edebiyatında uyak (edebiyat)
ayak: göl ayağı (coğrafya)
ayak: bir doğrunun başka bir doğruyu kestiği nokta (matematik)
ayak: 30,5 cm uzunluğundaki ölçü birimi
(matematik)
ayak: güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri (spor)
ayak: altılı ganyanda yer alan her bir koşu (spor)
c) Deyim Anlamı
Deyimler, yeni bir anlamı karşılamak üzere en az iki kelimenin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan mecazlı ifadelerdir. Bazı kelimelerin bu kalıplaşma içerisinde kazandıkları anlam ise deyim anlamıdır:  
Sorular çalıştığımız yerlerden gelmezse hapı yuttuk.
Şimdi mahalleyi ayağa kaldırmanın ne lüzumu var.
Bakıyorum yine eteklerin zil çalıyor.
Yine baltayı taşa vurdun.
Gerçek olaylara ya da hikâyelere dayanan deyimler genellikle cümle şeklindedir: Yorgan gitti, kavga bitti. Atı alan Üsküdar
ı geçti.
eli kulağında, kulağı delik, devede kulak, kafadan sakat, uzaktan uzağa, bilir bilmez, ayağına çabuk, püf noktası, çantada keklik, dil dökmek, gönül almak, boyunun ölçüsünü almak, âdet yerini bulsun
gibi örneklere dikkat edilirse bütün deyimlerin aynı yapıda olmadığı görülür.
ç) Argo
Ortak dilden farklı olarak aynı meslek veya aynı topluluktaki kişilerin kullandığı özel dil ya da kelime dağarcığı olarak da tanımlanan argo, sövgü ve küfürle karıştırılmamalıdır. Günlük dilde kullanılan kelimelerden bazıları bir meslek grubu veya külhanbeyleri için farklı bir anlam kazanır:
Bize de ayak yapma. (birini aldatmak için dalavere çevirme)
Merak etme, ben damardan girer onu öttürürüm.
Durakta iki ördek bindi. (yolcu)
Bu sene yine çakmış. (sınıfta kalmış)
3. Aktarma
Aktarma, anlatıma güç katmak amacıyla bazı nesneler, kavramlar arasındaki benzerliklerden veya yakınlıklardan yararlanarak bir kelimenin anlamını o kavrama aktarmaktır:
KavramAktarma
Türk askeri  
® Mehmetçik
Serbest piyasa
® Tahtakale
Sinema
® beyaz perde
4. Çok Anlamlılık
Çok anlamlılık, bir kelimenin gerçek anlamını koruyarak, temel anlamıyla bir yönüyle ilgili yeni kavramları karşılaması, birden fazla anlamının olması demektir.
Yeni bir nesneyi, kavramı veya durumu ifade etmek gerektiğinde önce dilin söz varlığına bakılır. Bunu yaklaşık olarak karşılayacak bir kelime dilde varsa ona bu yeni anlam yüklenir. Böylelikle kelime yeni bir yan anlam kazanırken karşıladığı kavram da çoğalmış olur:
Kaynak: 1. Suyun çıktığı yer. 2. Menşe. 3. Gelir sağlayıcı öge. 4. Bir araştırmada yararlanılan belge. 5. Literatür. 6. İki nesneyi  birleştirme işi
Göz: 1. Görme organı. 2. Bakış, görüş. 3. Kaynak. 4. Boşluk, delik. 5. Çekmece. 6. Terazi kefesi
5. Eş Anlamlılık
Farklı kelimelerin aynı kavramı karşılamasına eş anlamlılık denir. kara siyah, al - kırmızı, ak beyaz, soru sual, sorun mesele problem, etkin aktif gibi kelimeler her ne kadar eş anlamlı olarak kabul edilseler de dilde kelimenin tam anlamıyla bir eş anlamlılıktan söz edilemez. Hele Türkçe gibi tasarrufu seven bir dilde eş anlamlı kelimelerden biri her zaman diğerinin yerine kullanılabilseydi ötekine ihtiyaç duyulmazdı. Nitekim kara bahtım kem talihim ifadesi siyah bahtım kem şansım şeklinde söylenemez.
Demek - söylemek - konuşmak - anlatmak - açıklamak - izah etmek, beter - berbat - kötü - fena gibi kelimeleri yakın anlamlı kelimeler olarak değerlendirmek daha uygundur.
Eş anlamlı kelimelerden birinin genellikle başka bir dilden olduğuna dikkat ediniz.
6. Eş Adlılık
Eş adlılık (sesteşlik), aynı seslerle yazılan ancak anlamları farklı olan kelimeler arasındaki ilgidir:
dolu (boş karşıtı) - dolu (bir yağış türü), şık (modaya uygun)
şık (seçenek), yazma (yazma işi) - yazma (elle yazılmış kitap) yazma (desenli bez).
Yazılışları birbirine benzeyen aşık (aşık kemiği) - âşık (tutkun, seven), bekar (nota işareti) - bekâr (evlenmemiş), hala (babanın kız kardeşi) hâlâ (henüz) gibi kelimeler eş adlı olarak gösterilemez.  (bk. yazım kuralları)
7. Zıt Anlamlılık
Anlamları birbirine tam karşıt kelimeler arasındaki ilgi zıt anlamlılık (karşıtlık)tır. Zıt anlamlılık ilgisi sıfatlar ve zarflar arasında daha çok olur. Sıcak kelimesinin karşıtı serin değil soğuktur. Tatlı kelimesinin karşıtı tatsız değil, acıdır: uzun - kısa, büyük - küçük, ucuz - pahalı, gündüz - gece, doğru - yanlış, ver- / al-, gel- / git-.
8. Alt Anlamlılık
Bir gruba veya türe ait kelimeler kapsama alanlarına göre genelden özele (tek yönlü içerme bağıntısıyla) sıralanabilir. Bu durumda diğerine göre daha özel anlamlı kelime alt anlamlılık ilgisini oluşturur. Genel anlamlı kelimeler, varlıkları veya kavramları topluca karşılar. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir çerçeveyi kapsar. Bir kelimenin, diğerlerine göre daha genel veya özel anlamlı olması sıralamaya göre değişir. Mesela, ağaç kelimesi bitkiye göre özel anlamlıdır ancak çınara göre genel anlamlıdır.
metin
® fikir yazısı ® makale ® paragraf ® cümle ® kelime ® hece ® harf
9. Soyut ve Somut Anlamlılık
Soyut anlamlı kelimeler, duyu organlarıyla algılanamayan ancak inançla veya hisle var olduğuna inanılan kavram ve varlıkları karşılar: özlem, sevgi, hayal, anlayış, melek, kin, dostluk.
Duyu organlarıyla algılanabilen varlıkları karşılayan kelimeler ise somut anlamlıdır: deniz, gürültü, soğuk, tatlı, aroma, su, bulut, kapı, araba.
Somut kelimenin taşıdığı anlam nesnel olduğu için kişilere göre değişmez. Dağ sözü herkeste hemen hemen aynı imgeyi çağrıştırır ancak herkesin sevinci aynı olmaz.
Somut anlamlı kelimeler kullanıldığı yere göre soyut anlamlar kazanabileceği gibi bunun tersi de mümkündür:
Melek yüzlü bir kızcağızdı. (somutlaştırma)
Dost kazanmanın yolu bu değil ki! (soyutlaştırma)
10. Yerlileştirme
Halkın anlamını bilmediği, başka dillere ait kelimeleri ses ve anlam bakımından kendi diline ait kelimelerden birine benzetmesi yerlileştirmedir. Yer adlarında çok görülür:
İkonyum > Konya, surb (azize) + Mari (Meryem) > Sürmeli (yer adı), Galandos > Gelendost (yer adı), taht (alt) + kale > Tahtakale (semt), tri (üç) + polis (şehir) > Derebolu (yer adı), anatole (doğu tarafı) > Anadolu, hortensia > ortanca, palla e mezza > balyemez (top), soubassemant > subasman, soutien > sutyen örneklerindeki kelimelerin sırasıyla kon-, sürme, gelen, tahta, dere, ana, bal, su, süt kelimeleriyle köken ve anlam bakımından ilgisi yoktur.
11. Bağlam
Türkçe Sözlükte bir dil birimini çevreleyen, ondan önce veya sonra gelen, birçok durumda söz konusu birimi etkileyen, onun anlamını, değerini belirleyen birim veya birimler bütünü, kontekst şeklinde tanımlanan bağlam, bir kelimenin, içinde bulunduğu cümleki diğer kelimelerle ve ögelerle bütünleşerek onların da yardımıyla bir kavramı yansıtmasıdır:
Çocuğu doğuya tayin etmişler. (yetişkin, çalışan)
Çocuğu askere çağırmışlar. (delikanlı)
Çocuk henüz okula başlamadı. (çocuk)
Çocuğu yeni emzirdi. (bebek)
Elinde ne var? (Sakladığın ne?/ Neye sahipsin? / Hangi malzemeleri satıyorsun? / Elinde iskambil kâğıtlarından hangileri var?)
12. Duygu Değeri
Kelimenin kişilerin duygularını göstermeye yönelik kullanımıyla ilgili anlamına duygu değeri denir. Bazı kelimeler herkeste aynı çağrışımları uyandırmayabilir. Mesela, morg sözü benzer çağrışımlara yol açabilir ama Erzurum denildiğinde bu, birileri için Doğu Anadolu Bölgesindeki şehirlerden biriyken üniversiteyi Erzurumda okuyan biri için bu kelimenin duygu değeri ve çağrışımları aynı değildir.
Ana, anne, valide, mader / yuva, ev, barınak, ocak örneklerinde eş anlamlı gibi görünen bu kelimelerin duygu değerleri aynı değildir.
Âlim ve arif kelimeleri bilen anlamındadır ancak bilme şekli her ikisinde de aynı değildir. Arif, sezgi yoluyla, tecrübeyle bilendir.
13. Anlam Alanı
Bir dilin söz varlığında anlam bakımından aralarında yakınlık veya bazı ilgiler bulunan kelimeler vardır. İşte bunlardan zihinde aynı veya yakın kavramları oluşturan kelimelerin meydana getirdiği ortak alana anlam alanı denir.
Aşk, muhabbet, sevgi / öğretmen, öğrenci, ders / dede, nine, ana, baba, çocuk, torun / kedi, köpek / göndermek, yollamak
B. ANLAM DEĞİŞMELERİ
Bir kelimenin çağrışımlarının değişmesine, çeşitli sebeplerle zamana bağlı olarak temel anlamından az çok uzaklaşmasına veya yeni bir kavramı yansıtmasına anlam değişmesi denir. Anlam değişmeleri birbiriyle ilgili, birbirine yakın kavramlar arasında daha çok görülür. Yeni bir kelimeye duyulan ihtiyaç, yabancı dillerin etkisi, tarihî, toplumsal ve duygusal nedenler bunun belli başlı sebepleri arasındadır.
Birkaç yüzyıl önce kullanılan arabalarla bugünküler aynı olmadığı hâlde araba sözü değişmeden varlığını sürdürürken bugün duygusal sebeplerle kör yerine görme engelli demek tercih edilmektedir.
Anlam değişmeleri üç grupta incelenebilir:
1. Anlam Daralması
Bir kelimenin eskiden karşıladığı nesnenin bir bölümünü, bir türünü anlatmasına, genel anlamdan özel anlama geçmesine anlam daralması denir.
Zerdali, kayısı, şeftali gibi meyvelerin ortak adı eskiden erük>erik iken bugün bu kelime sadece bir meyveyi karşılamaktadır.
Duman ve tütün bitkisini karşılayan tütün, bugün duman yerine de kullanılmıyor.
Mal, mülk, eşya anlamındaki tabar>davar sözü bugün sadece koyun ve keçinin ortak adıdır.
Eski Türkçedeki keyik>geyik sözü, tüm yabani hayvanların ortak adı iken bugün bunlardan sadece birini karşılamaktadır.
2. Anlam Genişlemesi
Bir kelimenin (temel anlamıyla ilgisini korumak kaydıyla) zamanla bir varlığın, bir işin bütün çeşitlerini anlatır duruma gelmesine anlam genişlemesi denir: yurt (çadır) > vatan
Yıldız
kelimesi İngilizcenin etkisiyle temel anlamının yanında meşhur sinema ve müzikhol sanatçısı için de kullanılır olmuştur.
Eskiden sadece güreş müsabakalarında galip gelene verilen ödül, bugün çok geniş bir alanda kullanılmaktadır.
Bazı özel adların markalaşması, anlam ve kullanım alanının genişlemesiyle tür adı olması da anlam genişlemesinin bir başka boyutudur. Tursil markasının deterjanı, selpak markasının kâğıt mendili karşılaması bu türdendir.
Gillette (marka) > jilet, tıraş bıçağı, Rudolf Diesel > dizel.
3. Başka Anlama Geçiş
Başka anlama geçiş, bir kelimenin eski anlamından farklı, yeni bir kavramı karşılamasıdır: uçuz (kolay) > ucuz (pahalı olmayan), ayaz (parlak) > ayaz (kuru soğuk), tengri (gök) > Tanrı, misafir (yolcu) > misafir (konuk), uşak (küçük) > uşak (erkek hizmetçi), ordu (kağanın ikamet ettiği yer) > ordu (silahlı kuvvetler)
Başka anlama geçiş iki şekilde olur:
a) Anlam İyileşmesi
Bir kelimenin önceki anlamına göre daha olumlu, daha iyi bir anlam kazanması anlam iyileşmesidir.
yabız > yavuz (kötü, fena)  
®   yavuz (güçlü, güzel, iyi)
emgek > emek (zahmet, eziyet)   
® emek (bir iş için harcanan güç)
b) Anlam Kötüleşmesi
Anlam kötüleşmesi, bir kelimenin önceki anlamına göre daha olumsuz, daha kötü bir anlam kazanmasıdır: Efendi sözü Osmanlı döneminde eğitimli kişilerin unvanıyken bugünkü dilde daha düşük bir statü yerine de kullanılmaktadır.
ukala: Osmanlıcada akıllılar; bugünkü dilde kendini akıllı, bilgili sanan.
kaltak: Eyerin tahta kısmı;
bugünkü dilde namussuz kadın.


İçeriğe Geri Dön | Ana Menüye Geri Dön