...:: TÜRK DİLİ ::... Türk Dili ve Kompozisyon Sunuları, Dil Bilgisi, Kompozisyon, Videolar, Kaynaklar, E- Kütüphane, Yararlı Bağlantılar...:: Dr.Ahmet Kayasandık'ın Kişisel Sitesi::........................................................... - UNREGISTERED VERSION

İçeriğe git

Ana Menü

Kelime Türleri

DİL BİLGİSİ

KELİME TÜRLERİ
FİİL
İSİM
  İsim Çeşitleri
SIFAT
  Sıfat Çeşitleri
ZAMİR
  Zamir Çeşitleri
ZARFLAR VE ZARFLARIN TÜRKÇEDE KULLANILIŞI
  Zarf Çeşitleri
EDATLAR VE EDATLARIN TÜRKÇEDE KULLANILIŞI
  1. Çekim Edatları (Asıl Edatlar)
  2. Bağlama Edatları (Bağlaçlar)
  3. Ünlem Edatları (Ünlemler)


KELİME TÜRLERİ

Dilimizdeki kelimeleri anlamlarına veya görevlerine göre isimler (isim, sıfat, zarf, zamir), fiiller ve edatlar (çekim edatları, bağlama edatları, ünlem edatları) olmak üzere üç ana grupta toplamak mümkündür. İsim (vatan, güzel, şimdi, siz vb.) ve fiil (oku-, öğren- vb.), anlamlı unsurlar olarak dildeki temel, edatlar ise görevli unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

FİİL

Nesnelerin kişiye ve zamana bağlı olarak yaptıkları işi, oluşu, duruşu, kılışı bildiren, kısaca her türlü hareketi karşılayan kelimelere fiil denir. Fiillerin kökleri veya gövdeleri (sor-, bak-; yönel-, bildir- vb.) hareketleri soyut olarak karşıladıkları için kullanış alanına bu hâlleriyle değil çekimli şekilleriyle çıkarlar. Bundan dolayı fiil dendiğinde (düşünüyorum, anlatacaksınız, öğrensinler vb.) çekimli bir fiil kastedilmektedir.
(Fiillerle ilgili daha geniş bilgi için
çekim ekleri konusuna bakınız.)

İSİM

(Atatürk, su, saygı, ağaç, anlayış, sevgi, doğru vb. gibi) kâinattaki canlı, cansız, soyut veya somut bütün varlıkları, kavramları, duygu ve düşünceleri tek tek ya da cins cins karşılayan kelimelere isim (ad) denir.

İSİM ÇEŞİTLERİ
Özel isim:
Evrende tek olan varlıkları karşılayan kelimelerdir:
Emre, Türkiye, Asya, Türkçe, Ankara, Selçuk Üniversitesi, Türk Dili vb. gibi.
Cins ismi:
Aynı türden varlıkları tek tek veya grup olarak karşılayan, anlamı herkesçe bilinen, doğal anlam taşıyan kelimelerdir:
Balık, ev, gök, su, elma, çanta, ayak vb.
Somut isim:
Varlıkları duyu organları aracılığıyla algılanabilen nesneleri karşılayan adlardır:
duvar, hava, silgi, kavun vb.
Soyut isim:
Varlıkları duyu organlarıyla algılanamayan, ancak akıl yoluyla saptanan ve zihinde bulunan kavramları karşılayan adlardır:
dürüstlük, iyilik, kardeşlik, töre vb.
(İsimlerle ilgili ayrıntılı bilgi için
çekim ekleri konusuna bakınız.)

SIFAT

İsimlerden önce gelerek onların anlamlarını niteleyen veya belirten kelimelere sıfat (ön ad) denir. Kelimenin sıfat olması için mutlaka bir isimden önce gelip onu nitelemesi veya belirtmesi şarttır. Bu durumda küçük, temiz, güzel gibi kelimeler yalnız başlarına sıfat olamazlar. Sıfat terimini sıfat tamlaması olarak düşünmek yerinde olur. Sıfat veya zarf görevinde kullanılabilecek kelimelere isim çekimi eklerinden herhangi biri getirildiğinde bunların artık sıfat veya zarf olamayacağı da unutulmamalıdır.
Bir isim birden fazla sıfat tarafından nitelenebilir veya belirtilebilir:
Aykut, büyüğünü sayan, küçüğünü seven, değerlerine bağlı, terbiyeli ve çalışkan bir öğrencidir.
SIFAT ÇEŞİTLERİ

1. Niteleme Sıfatları

İsimlere yöneltilecek nasıl sorusuna cevap olan; kavramların, varlıkların renk, koku, biçim... gibi özelliklerini yani onların vasıflarını karşılayan kelimelerdir:
ince düşünce, çalışkan öğretmen, geçen yıl, küçük ev, beyaz gömlek, sevimli çocuk vb.
Bir nesnenin kendine ait ne kadar özelliği varsa o kadar sıfatı vardır
: kırmızı, yuvarlak, tozsuz, ucuz, ... tebeşir.

2. Belirtme Sıfatları

İsimleri işaret, sayı, belirsizlik veya soru bakımından tamlayan, belirten kelimelerdir:
bu oda, beş kardeş, her gün, hangi çılgın.
Belirtme şekillerine göre belirtme sıfatları dörde ayrılır:
a) İşaret sıfatları:
İsimleri işaret yoluyla belirten, tamlayan bu, şu, o, (öteki, beriki, öbür) kelimeleridir:  
bu soru, şu araba, o ağaç, öteki çiçek
b) Sayı sıfatları:
İsimleri sayı yoluyla belirten, tamlayan kelimelerdir. Bunlar sayı anlamı taşıyan kelimenin özelliğine göre kendi içerisinde dört çeşide ayrılır:
Asıl sayı sıfatları:
İsme sorulacak kaç sorusuna cevap olan ve ismin (veya nesnenin) sayısını kesin olarak belirten sıfatlardır: üç gün, kırk yıl, bin atlı.
Sıra sayı sıfatları:
İsimden isim yapma ekleriyle asıl sayı isimlerinden türetilen ve isimlerin (veya nesnelerin) derecelerini belirten kelimelerdir:
ilk yaz, son soru, beşinci mevsim, üçüncü sınıf, 100. yıl.
Üleştirme sayı sıfatları:
Asıl sayı isimlerinden -ar, -er / -şar, -şer yapım ekiyle türetilen ve nesnelerin sayısını bölme, paylaştırma, ayırma anlamıyla grup grup belirten kelimelerdir:
ikişer gün, üçer soru
Kesir sayı sıfatları:
İsimleri (veya nesneleri) bir bütünün kaçta kaçı olduğunu ifade eden kesir sayılarıyla belirten kelimelerdir:
çeyrek ekmek, yarım elma, üçte iki hisse, yüzde üç enflasyon.
İkiz yatak, üçüz kardeş...
gibi örneklerde geçen ikiz, üçüz gibi kelimeler de topluluk sayı sıfatı olarak adlandırılabilir.
c) Belirsizlik sıfatları:
İsimleri (veya nesneleri) sayı veya miktar bakımından kesin olarak değil de yaklaşık olarak, belli belirsiz tamlayan, belirten kelimelerdir:
bazı öğretmenler, her kış, birkaç kişi, bütün komşular
ç) Soru sıfatları:
İsimlerin nitelik ve niceliklerini soru yoluyla belirten, tamlayan ve bu soruların cevapları da sıfat olan kelimelerdir:
kaç lira, hangi sınıf, ne zaman, nasıl eğitim

ZAMİR

İsmin yerine geçici olarak kullanılan ve nesneleri temsil veya işaret yoluyla karşılayan kelimelere zamir denir. Aslında zamirlerin kelime olarak anlamı belirsiz, fakat kapsamı oldukça geniştir. Mesela, Baybars özel ismi sadece belli bir kişiyi ifade ederken bu ismin yerine de söylenebilecek o zamiri temsil veya işaret yoluyla binlerce kişi, eşya veya nesne yerine kullanılabilir.
Zamirler de tıpkı isimler gibi çekimlenirler. Bazı zamirlerin çekiminde kökte değişikliğin olması (ben - bana, sen
sana) önemli bir ayrıntıdır. Zamirleri isimlerden ayıran diğer bir özellik de edatlara bağlanırken ek almalarıdır: koyun gibi, dostluk için; sen gibi ,  o için  > senin gibi, onun için.
ZAMİR ÇEŞİTLERİ

1. Kişi Zamirleri

Kişi adları yerine kullanılan ben, sen, o, biz, siz, onlar kelimeleridir. Bunlardan ben teklik birinci kişiyi (konuşanı), sen teklik ikinci kişiyi (dinleyeni), o teklik üçüncü kişiyi (adı geçeni, orada olmayanı), diğerleri ise bunların çokluk şekillerini karşılar.
Kişi zamirlerinden daha kuvvetli bir anlam taşıyan kendi kelimesi dönüşlülük zamiri olarak da bilinir: kendim, kendin, kendisi, kendimiz, kendiniz, kendileri.

2. İşaret Zamirleri

İsimleri (veya nesneleri) işaret yoluyla karşılayan bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar (öteki, beriki) kelimeleridir.

3. Soru Zamirleri

İsimleri (veya nesneleri) soru yoluyla karşılayan kim, ne (hangisi) kelimeleridir.

4. Belirsizlik Zamirleri

İsimleri (veya nesneleri) belirsiz bir biçimde karşılayan kimse, herkes, (kimi, çoğu, biri, bazısı, birkaçı, falan, filan, falanca, şey...) gibi kelimelerdir.

ZARFLAR VE ZARFLARIN TÜRKÇEDE KULLANILIŞI

Bir fiilin, bir fiil şeklinin (fiil ismi, sıfat-fiil, zarf-fiil), sıfatın veya kendi türünden bir başka kelimenin anlamını yer (yön), zaman, ölçü, nitelik, soru bakımından belirten veya sınırlayan kelimelere zarf (belirteç) denir.

Tekin,
çok çalışıyor.
                     fiil

Çok konuşma insanı gözden düşürür.
       fiil ismi

Bu çok pahalı bir elbise olmalı.
            sıfat

Bugünlerde çok fazla uyuyorsun.
                         zarf

Zarflar anlamını belirttikleri, değiştirdikleri unsurlara, özellikle fiillere doğrudan doğruya, çekimsiz olarak bağlanan isim soylu kelimelerdir. Zarflar, tamlayan unsurlar olarak bağlandıkları kelimelerden önce gelirler
: şimdi gelecekler, aşağı indi, en güzel hediye, çok çalışarak kazandı vb. gibi.
İsmin zarf görevinde kullanılabilmesi için fiile çekim eki almadan bağlanması gerekir. Çekim eki alan isim, zarf olmaz; fiilin anlamına doğrudan doğruya etki etmeyen, sadece onu tamlayan bir isim unsuru olarak kalır:
İleri gitti. İleri-y-e gitti. Cümlelerinin birincisinde ileri kelimesi çekim eki almadan fiilin yerini gösteren zarf, ikincisinde ise isim çekimi eki (yaklaşma hâli eki) alarak fiili yer bakımından tamamlayan isim görevinde kullanılmıştır. Dolayısıyla zarf değildir.
Yazın, kışın, güzün; arabayla, kalemle gibi örnekleri olan vasıta hâli eki (-n; -la, -le); sonra, üzere, ileri, yukarı, dışarı, içeri gibi kelimelerde rastladığımız yön ekleri (-ra, -re; -arı, -eri) ve açıkça, önce, güzelce, kurnazca, yavaşça gibi örneklerde bulunan eşitlik hâli eki (-ca, -ce; -ça,-çe), günümüzde yavaş yavaş çekim eki işlevinden sıyrılıp yapım eki işlevi kazanmaya başladığı için bu ekleri alan isimler zarf olarak da kullanılabilir:
Okullar güzün açılır.
Ben sizi sonra ararım.
Görevinizi dürüstçe yapınız.
ZARF ÇEŞİTLERİ

1. Zaman Zarfları

Fiilin anlamını zaman kavramıyla sınırlandıran, belirten akşam, akşamleyin, artık, bazen, daha, demin, demincek, dün, er, erken, henüz, hiçbir zaman, gece, geceleyin, geç, gündüz, güzün, öğleyin, önce, sabah, sabahleyin, şimdi, şimdilik, sonra, yarım saat önce, yarın, yazın, yine gibi zaman isimleridir.
Zaman zarflarının eylemin yapılış zamanını daha kesin bir ifadeyle sınırladığına, belirttiğine dikkat edilmelidir: Borcumu ödedim. cümlesinde ödeme işinin geçmişte yapıldığı bellidir. Ama bu iş, beş dakika önce mi yapılmıştır yoksa yıllarla ifade edilebilecek bir zaman diliminde mi gerçekleştirilmiştir, bu belli değildir. Cümleye eklenecek bir zaman zarfı, eylemin zamanını daha açık ve kesin olarak belirtecektir:
Borcumu biraz önce ödedim.
Yükleme sorulan ne zaman sorusuna cevap olan kelime veya kelime grupları (zaman bildiren kelimelerde bazı çekim eklerini alsalar bile) cümlede zaman bildiren zarf tümleci olurlar:
Toplantıya, saat 15.30da başlanacak.
Ülkesine, bütün Avrupa
yı gezdikten sonra döndü.
Babasının gittiğini duyunca üzüldü.

2. Yer (Yön) Zarfları

Bu zarflar boşlukta bir yer ifade eden ve sayıları çok olmayan aşağı, beri, dışarı, geri, içeri, ileri, karşı, öte, yukarı gibi yer isimleridir. Bunların hemen hepsinde bir yön ifadesi olduğu için zarf olarak fiilin yönünü gösterirler:
Beri gel, barışalım.
Biraz geri çekil.
Lütfen, içeri buyurun.

3. Hâl (Durum) Zarfları

Bir fiilin, sıfatın veya bir başka zarfın anlamını nasıllık-nicelik bakımından etkileyen, belirten zarflardır. Hâl ve tavır ifade eden her isim, hâl zarfı olarak kullanılabileceği için Türkçede bu zarfların sayısı pek çoktur. Hemen hemen bütün niteleme sıfatları da hâl zarfı olarak kulanılabilir: uslu (durun), iyice (öğrendik), böyle (olmaz), sora sora (buluruz), hızlı (oku), tek tek (anlattı), doğru (söyle), yorgun (görünüyorsun), türkü çağırarak (arıyor)

4. Azlık-Çokluk Zarfları

Azlık-çokluk (miktar, ölçü, derece) bakımından fiilleri, fiil şekillerini, sıfatları ve zarfları belirten kelimelerdir. Bu zarflar, sayıca az olup başlıcaları şunlardır: az, biraz, çok, daha, en, pek.
En zarfı tipiktir. Diğerlerinden farklı olarak tek başına kullanılmaz ve bir anlam ifade etmez. Sıfat ve zarfların önünde aşırılık ifade eder. Onların en yüksek derecesini bildirir:
En güzel şiiri senin için yazdım.
      
sıfat

5. Soru Zarfları

Fiil, sıfat ve zarflarla ilgili soru ifade eden nasıl, neden, ne kadar, niçin, niye gibi kelimelerdir:
Nasıl yazıyorsunuz?
Niye çattın, yâr kaşlarını?
Neden konuşmuyorsun?
Ne kadar kaybettin?
Bunlardan başka Türkçeye, Arapçadan geçen fazla, fevkalade, gayet, harikulade gibi kelimeler de yerine göre zarf olarak kullanılmaktadır: fazla (çalışmıyor), gayet (güzel), fevkalade (önemli bir durum), harikulade (olmuş).
Zarfların cümlede kullanımıyla ilgili olarak şu üç noktaya özellikle dikkat edilmelidir:
1. Yukarıdaki tanımda da belirtildiği gibi zarflar fiillerin, sıfatların ve zarfların anlamını belirten, sınırlayan kelimelerdir. Cümlede söylenmek istenilenin daha açık, özel ve ölçülü ifadesinde uygun zarfların doğru yerde kullanılması önemlidir: Yoruldum. cümlesi, “Dün akşam çok yoruldum.” cümlesine göre daha kapalı ve genel anlamlıdır.
2. Niteleme sıfatı olarak kullanılan birçok kelime, zarf olarak da kullanılabilir. (Büyük lokma ye, büyük konuşma.) Ancak zarf olarak kullanılması gereken bir kelimenin cümlede yanlış yerde (özellikle, isimlerden önce sıfat yerine) kullanılması söylenmek istenilenle söylenenin birbirinden farklı olmasına ve anlatım bozukluğuna sebep olur:
Toplantıda güzel konuştunuz. (Konuşma eylemi güzel yapıldı.)
Güzel toplantıda konuştunuz. (Güzel sözü, toplantının sıfatı oldu.)
Tiyatroya fazla gidemiyorum. (Eylem sık yapılamıyor.)
Fazla tiyatroya gidemiyorum. (“Fazla tiyatro” uygun olmaz. )
Evinize ücretsiz teslim edilir. (Taşıma için para alınmaz.)
Ücretsiz evinize teslim edilir. (Ücretsiz olan evinize teslim edilir.)
Başım çok ağrıyor. (Ağrının şiddeti belirtiliyor.)
Çok
başım ağrıyor. (Uygun değildir.)
Yeni okula geldi. (Yeni sözü okulun sıfatıdır. Gelme eyleminin yeni yapıldığı söylenmek isteniyorsa zarf, fiilden önce kullanılmalıdır: Okula yeni geldi.)
3. Son zamanlarda sıfatın veya zarfın derecesini belirten çok, daha, en gibi zarfların yerine acayip, afet, dehşet, felaket, inanılmaz, korkunç, manyak, müthiş gibi kelimeler kullanılmaktadır ki bu dil açısından çok yanlıştır:
Korkunç güzel saz çalıyor. (Korkunç olan güzel değildir. “Çok güzel saz çalıyor.” biçiminde olmalıdır.)
Bugün kendimi müthiş hissediyorum. (İyi mi, kötü mü?)

EDATLAR VE EDATLARIN TÜRKÇEDE KULLANILIŞI

Edatlar, tek başlarına kullanıldığında anlamı olmayan, isim ve isim soylu kelimelerden sonra gelerek bağlı olduğu isimle cümledeki diğer kelimeler arasında benzerlik, yer, yön, tarz, zaman gibi yönlerden anlam ilgisi kuran, görevli kelimelerdir. Bu tanımdan hareketle edatların bazı özellikleri şöyle sıralanabilir:
1. Tek başlarına anlam taşımazlar:
dolayı, göre, gibi, için, rağmen
2. Cümlede iki kavram (iki kelime veya kelime grubu) arasında anlam ilgisi kurmaya yararlar:
senin kadar çalışkan, akıllı düşman gibi.
3. Çekime girmeyen bağımsız kelimeler olduğu için dildeki eksiz unsurlardır:
ama, dahi, dek, gibi, ne.....ne, hatta, hem.....hem, kadar
4. Bir nesne veya eylemi karşılamayan yardımcı kelimelerdir:
Size göre yanlış olabilir.
5. Diğer kelime türleri gibi cümlede özne, tümleç veya yüklem görevini üstlenebilir. Ak akça, kara gün içindir.
Hikâye tahmin ettiğiniz gibidir.
Gibi, benzetme edatıdır.

6. Örnekleri az olmakla birlikte bazı çekim edatları isim gibi de kullanılabilir:
Bu kadarı yeter de artar bile.
Sizin gibisini görmedim.
7. Bazı edatlar biçim bakımından kelime, işlev bakımından isim çekimi eki durumunda bulunabilir:
Bu elbiseyi kızım için aldım. (=Bu elbiseyi kızıma aldım.)
Bu özelliklerin daha çok çekim edatlarına ait olduğu bilinmelidir.
1. ÇEKİM EDATLARI (ASIL EDATLAR)
Sonuna geldiği isimle cümledeki diğer kelimeler arasında benzerlik, zaman, yer, başkalık vb. gibi bakımlardan türlü ilgiler kuran edatlardır:
ait, ara, başka, beri, böyle, dair, değin, dek, dışarı, diye, doğru, dolayı, evvel, geri, gayri, gibi, göre, için, ileri, ile, kadar, kadarınca, karşı, naşi, nazaran, önce, öte, ötürü, özge, rağmen, sıra, sonra, taraf, tek, türlü, üzere, yana vb.
Bu edatlar çekim eki görevindeki edatlar olup isimlerden sonra gelerek onların çeşitli zarf hâllerini yaparlar.
Çekim edatları sonuna geldiği isimle eksiz olarak (yalın hâl); yaklaşma hâli eki, ayrılma hâli eki veya ilgi hâli ekiyle birleşerek edat grubunu oluştururlar.
Kullanışlarına göre çekim edatları şunlardır:
İsimlerle eksiz olarak birleşenler:
gibi, için, ile, kadar vb.
Mustafa gibi cömert.
Depremden zarar görenlere yardım için para toplandı.
Sel ile gelen, yel ile gider.
Çalıştığım yerde dünya kadar iş var.
Yaklaşma hâliyle birleşenler: ait, değin, dek, doğru, dair, göre, kadar, karşı, nazaran, rağmen, taraf vb.
bize ait, bugüne değin, şimdiye dek, akşama doğru, sanata dair, bize göre, eve kadar, kaleye karşı, Beyşehire nazaran, her şeye rağmen vb.
İsimlerin ve zamirlerin ayrılma hâliyle birleşenler:
başka, beri, böyle, dışarı, dolayı, evvel, gayrı, geri, içeri, önce, öte, ötürü, özge, sonra, taraf, yana vb.
benden başka, dünden beri, bundan böyle, sözüm meclisten dışarı, sizden evvel, milattan önce, benden öte, sıcaktan ötürü, dostluktan yana.
İsimlerin ve zamirlerin ilgi hâliyle birleşenler: gibi, için, ile, kadar vb.
senin gibi, kimin için, sizin ile (sizinle), şunun kadar.
Çekim edatları işlevlerine göre şöyle gruplandırılabilir:
Yer, yön edatları: değin, dek, doğru, içeri, kadar, karşı, öte, taraf, üzre, yana vb.
Zaman edatları: beri, böyle, evvel, geri, önce, sonra vb.
Benzerlik edatı: gibi.
Sebep edatları: diye, dolayı, için, ötürü, üzere vb.
Vasıta ve beraberlik edatları: birle, ile. (Arabayla geldik.)
Başkalık edatları: başka, gayri, özge vb.
Miktar edatı: kadar.
Diğer hâl edatları: ait, dair, göre, nazaran, rağmen vb.
2. BAĞLAMA EDATLARI (BAĞLAÇLAR)
Kelimeleri, kelime gruplarını veya cümleleri biçim ya da anlam yönüyle birbirine bağlayan edatlardır: ama, ancak, belki, çünkü, da (de), eğer, hâlbuki, hiç değilse, ile, ise, ki, lakin, meğer, nasıl ki, öyle, öyle ki, sanki, şu var ki, ta, üstelik, ve, veya, yahut, yalnız, yani, yoksa, zira.
Bağlama edatları (bağlaçlar) beş grupta toplanır:

a) Sıralama Edatları

İki kelimenin arasına girerek arka arkaya gelen unsurları bağlamaya yarayan dahi, ile, ila, ve edatlarıdır:
Karagöz ile Hacivat, Suç ve Ceza vb.

b) Denkleştirme Edatları

İki kelime, kelime grubu veya cümlenin arasına girerek birbirinin yerini tutabilecek iki unsuru birbiriyle denkleştirme, karşılaştırma ilgisiyle bağlayan veya, veyahut, ya, yahut edatlarıdır:
kavun veya karpuz, masa veya sıra, seni böyle gören ya deli diyecek ya gülüp geçecek vb.

c) Karşılaştırma Edatları

Karşılaştırılan grupları veya unsurları, mukayese ilgisiyle bağlayan ama....ama, da(de)....da(de), gerek....gerek, ha....ha, hem....hem, ister....ister, ne....ne, ya....ya gibi edatlardır.
Ama haklı ama haksız herkese itiraz eder.
Eyere de yakışır semere de.
Gerek fakir gerek zengin olsun.
Ha
Kel Hasan ha Hasan kel.

Hem suçlu hem güçlü.

İster öldür ister güldür.
Ya o zaman yalan söyledi ya şimdi.
Bu edatlar, karşılaştırılan unsurlardan biri, hepsi veya hiçbiri ifadesiyle üç türlü işlevi yerine getirirler:
Ya akıl ver ya para. Ya paranı ya canını. (birini)
Hem kel hem fodul. (hepsi)
Ne kızı veriyor ne dünürü küstürüyor. (hiçbiri)

ç) Cümle Başı Edatları

Cümleler arasında türlü anlam ilgileri kurarak onları birbirine bağlayan edatlardır: âdeta, ama, ancak, bari, belki, binaenaleyh, çünkü, eğer, fakat, gerçi, güya, hakeza, hâlbuki, hatta, hazır, hele, illa, illa ki, kaldı ki, keşke, keza, lakin, madem, mademki, mamafih, meğer ki, nasıl ki, nitekim, oysa ki, öyle ki, sanki, şayet, şöyle ki, ta ki, üstelik, yalnız, yani, yeter ki, yoksa, zaten, zati.
O zamanlar çok okuyordum. Daha sekiz yaşındayken roman okumaya başlamıştım.

Turgutun kaza yaptığını biliyorum. Fakat bunu sana kim söyledi?
Düğününe beni davet etmedi. Hâlbuki ben hediyesini bile almıştım.
Bugünlerde dürüst davranmıyor. Mamafih bu sözler aramızda kalsın.
Üç gündür yataktan çıkamıyor. Zaten son zamanlarda hiç ayağa kalkamıyordu.
Cümle başı edatlarının kullanıldığı yere göre cümleleri hangi ilgiyle bağladığına dikkat edilmelidir.

d) Sona Gelen Edatlar

bile, da (de), dahi, değil, ise, ki, ya gibi edatlardır. Bunlardan bile, da (de), dahi, ise, ya edatları kelimeyi önceki unsurlara; değil, ki edatları getirildiği kelimeyi sonraki unsurlara bağlar. Bu edatların pek çoğunda kuvvetlendirme ifadesi de vardır:
Baksan a!
Ben de özledim.
Sağır Sultan bile duydu.
Bu da geçer yahu!
Hele bir nefes alayım da.
Adam sen de. Sorsam mı ki
Böyle de yatılmaz ki.
Onlar şehirliydi biz ise köylüydük.
(İse edatı, şart kipi ekiyle karıştırılmamalıdır.)
Yorgun değilsin ya.
Ev kira değil ya varsın küçük olsun.

3. ÜNLEM EDATLARI (ÜNLEMLER)
Her türlü duyguyu, heyecanı (sevinç, keder, ıstırap, teselli, nefret, korku, hayıflanma, coşku, üzüntü vb.), düşünceyi anlatan veya yansımaları, seslenmeleri; onay, red, sorma ve gösterme gibi anlatım biçimlerini ifade eden edatlardır. Ünlemler, seslenme edatları, sorma edatları, gösterme edatları ve cevap edatları olmak üzere beşe ayrılır:

a) Ünlemler

Duygu ve heyecanları ifade eden edatlarla doğadaki seslerin yansımalarıdır:
ah, ay, çat, eyvah, hoşt, küt, mırıl mırıl, of, oh, pat, püf, vah, vay, yuh.

b) Seslenme Edatları

Hitap (seslenme) için kullanılan a, ay, be, bre, ey, hey, hu, le, ulan, ya, yahu gibi seslenme sözleridir. Bu edatlar, genellikle hitap edilen isimlerle birlikte kullanılırlar:
a çocuğum, ay oğul, ey Türk gençliği.
Seslenmelerde hitabı kuvvetlendiren bu sözler olmadan da hitap mümkündür:
Sevgili öğrenciler!
Arkadaşlar!
Sayın milletvekilleri!
Ömer!

c) Sorma Edatları

Başka kelimelere bağlanmadan soru için kullanılan edatlardır:
acaba, acep, hani, niçin.

ç) Gösterme Edatları

Birini veya bir şeyi göstermek için kullanılan edatlardır:
işte (edebî dilde), aha, daha, ta, te (ağızlarda), nah ( argoda).
Gösterme edatları başka kelimelere bağlanmazlar.

d) Cevap Edatları

Değil, evet, hay hay, hayır, peki, yok gibi kabul veya ret bildiren edatlardır. Bunlara konuşma dilinde daha çok geçen elbette, oldu, olur, tabi, tamam, yoo gibi sözler de eklenebilir.

İçeriğe Geri Dön | Ana Menüye Geri Dön